Rehberlik

rehberlik

• Okulla ilgili bilgilendirme yapın ve okulu gezdirin.
• Güven verin, rahatlatın. Yanında olmadığınızda mutlu ve rahat olacağına ilişkin ona güven verin.
• Sakin kalmaya çalışın. Çocuk size baktığında endişe ve gerginlik görürse bu ona daha da strese sokacaktır.
• Okul çıkışında onu tam zamanında alacağınızı, ya da evde mutlaka karşılayacak birinin olacağını açıklayın.
• Vedalaşmayı uzun tutmayın.
• Gerekirse çok kısa bir süre sınıf arkadaşlarından birkaçıyla tanışın ve ders programını inceleyin.
• Eve gelince okulda olanlarla ilgili mutlaka görüşün. Anlatmak istediği her şey için ona zaman ayırın. Anlatması için ona baskı yapmayın.
• Eşyalarını ve okul çantasını önceden hazırlayın. Bu sabahları gerginlik yaşanmasını önler.
• Erken yatıp, erken kalkmasını sağlayın.

Çocukların okulda öğrendiklerini tekrarlamanın ve pekiştirmenin en iyi yolu ödevlerdir. Fakat okula yeni uyum sağlayan çocuklar ödevlerle uğraşmaktan hoşlanmazlar. Ayrıca o yaştaki çocukların büyük bir bölümü oyun oynamayı ödev yapmaya tercih ederler. Bu durum gerek çocuk, gerekse ailesi için problem yaratmaktadır. Bu durumu azaltmak, engellemek ve yapılan ödevlerden gerekli verimi alabilmek için;

• Ödevin yapıldığı saatte çocuğun dikkatini dağıtacak bir etken olmamasına özen gösterin.
• Birden çok çocuğunuz varsa, çocukların ödevlerini farklı odalarda yapmalarını sağlayın.
• Çocuğunuz ödevini yaparken ona yardıma hazır olduğunuzu bilmelidir.
• İçten ve gerçek bir çaba göstermişse, bir-iki yanlışı da olsa, başarılı olduğu bölümü vurgulayın. Hatasını bırakın öğretmeni sınıfta söylesin.
• Çocuk adına, onun ödevini arkadaşından öğrenerek onun yerine yapmayın.
• Yanlış yaptığı için çocuğa ödevini yeniden yaptırmayın.
• Ödevini yaptıktan sonra onu ödüllendirin. En güzel ödül onaylamak ve övmektir.
• Ödevini gerekli çabayı ve dikkati gösterip bitirdikten sonra dışarı çıkıp oynamasına ya da ev içinde sevdiği bir etkinliğe olanak tanıyın.

Okula başlamak hem çocuk hem de aile için büyük bir yenilik ve değişimdir. Bu önemli başlangıç için çocuğun hazır olması ilerideki başarısını da etkileyecektir. Çocuk için okul, hiç tanımadığı bir ortam, öğretmenler, yeni arkadaşlar, uymak zorunda olduğu kuralları içeren yeni bir sosyal çevredir. Ancak gerekli bilgi ve becerilere sahip olursa okula uyum sağlayabilir.

Okul olgunluğu çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal anlamda okula hazır olmasıdır. Çocuğun yaşının gelmesi, harfleri yazabiliyor olması ya da saymayı bilmesi okula hazır olmak için yeterli değildir. Bir çok alanda çocuğun bilgi ve becerilere erişmiş olması gerekir.

Okula başlamadan önce gerçekleştirmesini beklediğimiz özellikler:

• Kendini ifade edebilecek ve iletişim kurabilecek düzeyde anadilini kullanabilme
• Yaşına uygun kavram bilgisine sahip olma
• Dikkatini verme ve sürdürebilme becerisi
• Benzerlik ve farklılıkları ayırt edebilme
• El becerileri ve genel koordinasyonunun yeterli olması
• Kendi adına düşünebilme ve karar verebilme
• Sorun çözme becerisine sahip olma
• Kendine karşı gerçekçi bir güven duygusu içinde olma
• Olumlu bir benlik değerini geliştirmiş olma, kendini sevme
• Gerçekçi bir çevre algısına sahip olma (örneğin çevreyi düşmanca algılamama)
• Öz bakım becerilerinin gelişmiş olması
• İstek ve ihtiyaçlarını uygun bir yer ve zamana kadar erteleyebilme
• Anlık ve tepkisel davranmak yerine duygu ve düşüncelerini muhakeme becerisini de kullanarak ifade edebilme
• Sosyal kurallara uyabilme
• Yaşına uygun sorumluluklar alabilme

KONU TEKRARLARINDA SEKİZ TEMEL YÖNTEM

1. EKLEYİCİ VE GENİŞLETİCİ KONU TEKRARI
2. ZİHİNDEN TEKRAR YAPMAK
3. SESLİ TEKRAR YAPMAK
4. KONU HAKKINDA BAŞKASININ SORU SORMASI İLE TEKRAR YAPMAK
5. KONUYU BAŞKASINA ANLATMAK-ÖĞRETMEK YOLUYLA TEKRAR YAPMAK
6. KODLAMA-ANLAMLANDIRMA ÇALIŞMASI YAPMAK
7. ÖRGÜTLEME (ŞEMA-ÇİZELGE VS.) YAPMAK
8. GÖZ GEZDİRME TEKRARI YAPMAK

1. EKLEYİCİ VE GENİŞLETİCİ KONU TEKRARI
• Değişik kaynaklardan çalışarak o konu ile ilgili yeni bilgiler elde edilmesi.
• O konunun önceki konularla benzerlik ve farklılıklarının saptanması ve yeni bilgiler elde edilmesi.
• O konuya her çalıştığımızda farklı bir özelliğini görmemizdir.
• Bu tekrar türü özellikle konu ilk anlatıldığında yapılan tekrardır.
• Sorularını çözmekte zorlandığınız konular için mutlaka ekleyici ve genişletici konu tekrarı yapmalısınız.

2. ZİHİNDEN TEKRAR YAPMAK
• Çalışılan bir paragraf, konu başlığı ya da sayfanın kitap kapatılarak zihinden tekrar edilmesidir.
• Eğer zihin tekrarı yapılamıyorsa, o paragrafı, konuyu veya o sayfayı taki tekrarını yapmayı başarıncaya kadar çalışınız.
• Beynimiz zihin tekrarına önce direnecek, ancak ilerleyen bir-iki gün içinde buna alışmış olacak.
• Zihin tekrarında okuduğumuzdan sadece anladıklarımızı tekrar etmiş olmak yetecektir.

3. SESLİ TEKRAR YAPMAK
Sesli konu tekrarı yaparken aşağıdaki yöntemler kullanılmalıdır:
• Önce konuyu içinizden, sessiz olarak okuduktan sonra, defteri kapatıp, sesli tekrar yapmalısınız.
• Ya da önce konuyu sesli olarak okuduktan sonra, defteri kapatıp, yine sesli olarak tekrar etmelisiniz.
Eğer tekrar edemez iseniz, bunu başarıncaya kadar çalışmaya devam etmelisiniz. Göreceksiniz ki bir süre sonra okuduğunuzu hemen anlayıp, sesli tekrarları da kolayca yapacaksınız.
Diğer yandan sesli tekrar yaptığınız konular beyninizin (duyusal hafızanızın) işitme bölgesine kaydolacaktır. Bu da o konuyu hatırlamanızı hızlandıracaktır.

4. KONU HAKKINDA BAŞKASININ SORU SORMASI İLE TEKRAR YAPMAK
• Çalıştığınız kitap ve defteri başkasına verip, onun soracağı soruları yanıtlamak “zorlayıcı öğrenme” modelini uygulamak demektir.
• Zorlayıcı öğrenme gerçek bir öğrenme şekli olup, bu tür öğrenilen konulardan ne kadar zor soru gelirse gelsin öğrenci kolaylıkla çözebilmektedir.

5. KONUYU BAŞKASINA ANLATMAK-ÖĞRETMEK YOLUYLA TEKRAR YAPMAK
• Çalıştığımız konuyu evde aile bireylerine okulda arkadaşlarınıza anlatmanız durumunda o bilgiyi bütün boyutları ile öğrenirsiniz ve asla unutmazsınız.
• Konuyu başkasına anlatırken beynimiz tam kapasiteyle çalışır ve o konuyu her açıdan aktarmaya çalışır.
• Konuyu başkasına anlatmak aynı zamanda öğrenmenin temel ilkelerinden biri olan “yaşantı içinde öğrenmek” anlamına gelir.

6. KODLAMA-ANLAMLANDIRMA ÇALIŞMASI YAPMAK
Kodlama yapmak, yeni öğrendiğiniz bir bilgiyi sizde zaten var olan başka bir bilgiye bağlamaktır.
• Öğrendiğiniz bir bilgiyi yaşantınızdaki bir olaya, kişiye ya da duruma bağlayabilirsiniz.
• Yine öğrendiğiniz bir konuyu daha önce öğrendiğiniz bir konuyla ilişkilendirerek öğrenebilirsiniz.
• Ya da konuları, yaşamda kullanıldıkları yerler ile birlikte öğrenmelisiniz. (Örneğin statik, köprü yapımında kullanılır gibi).
Eğer öğrendiğiniz bir bilgiyi ne kadar çok farklı bilgilerle ilişkilendirir iseniz, onu o kadar çok güvence altına almış olursunuz ve o kadar çok hızlı hatırlarsınız.
Kodlamada kullanılan yöntemlerin herhangi bir sınırı yoktur. O konuyu size hatırlatan her şeyi kodlamada kullanabilirsiniz.

7. ÖRGÜTLEME (ŞEMA-ÇİZELGE VS.) YAPMAK
Örgütleme ya da örüntüleme yapmak, o konunun öncelikle hangi konularla benzerlik ve zıtlık ilişkisi içerisinde olduğunu saptamak demektir.
Sonra o konunun içerisinde geçen kavramları saptayıp tanımlarını ve birbirleri ile olan ilişkilerini bulmak demektir.
Bu çalışmaları yaptıktan sonra, elde edilen bilgilerden bir tablo, çizelge ya da şema çıkarmak gerekir.
Çalışılan bir dersi şemalaştırmak hem öğrenmeyi kolaylaştırır hem de hatırlamayı hızlandırır.

8. GÖZ GEZDİRME TEKRARI YAPMAK
• Bu tür tekrarlar, notlara göz gezdirme yöntemiyle yapılan hızlı tekrarlardır.
• Amaç; uzun süreli hafızamızın derinliklerindeki bilgilerimizi yüzeye çıkarmaktır.
• Bu tekrarların 15 günde bir her ders için mutlaka yapılması gerekir.
• Bu tekrarlarda özellikle altı çizilen yerler, kavramlar ve temel ilkelere bakılır.

Zeka, dikkat ve empati gelişiminde kendini kontrol etme ve sabır yine baş rolü oynuyor. Stanford’da 4 yaşında çocukların önüne bir marşmelov konuluyor, eğer 5 dakika yemezsen ve beklersen 5 dakika sonunda sana ikincisini vereceğim deniyor. (Onların 5 dakikaları bizim 2 saatimiz gibi:)) Çocukların üçte ikisi yiyor, üçte biri koklasa da yemiyor ve bekliyor. Bekleyen ve ikincisini alan çocukların ilerleyen akademik hayatlarında daha başarılı oluyorlar. Bu deneyde başarının anahtarı aslında öz disiplin. Bu konuda Türkçe alt yazılı şu video var, izlemenizi öneririm.
Öte yandan en üstün beyin gücü bile eğer bunu kullanacak duygusal beceriler ve olgunluk yoksa bir anlam ifade etmeyebiliyor. Öz denetimi yüksek olan çocukların empatisi de yüksek oluyor. Çocukta empati gelişimini sağlamanın yolu; bizim ebeveynler olarak kendi duygularımızdan haberdar olmamız; çocuğun da bu duyguları tanıyıp anlamlandırabilmesi sonucunda çocuk bu duyguyu kendisinde tanıyor ve başkalarında gördüğü zaman anlayabiliyor.
Burada konuştuğumuz iki çeşit duygu var; bizim hissettiklerimiz ve çocuklarımızın hissettikleri. Son zamanlarda bir çok ortamda ‘çocuğun hislerini dile getirin ki duygularına tercüman olun böylece kendi regülasyon mekanizmasını sağlasın’ gibi konuları duyuyoruz. Burada önerilen bir adım öteye geçip kendi duygularımızı açıklıkla ve dürüstçe ifade etmek; çocuğun davranışının sizi nasıl hissettirdiği arasındaki ilişkiyi kurmak ve bunu ifade etmek.. Sonuç olarak; kendi duygularımıza bakmazsak çocuğumuzu da anlayamayız. Kriz anlarında en hızlı çözüme ulaşmak yerine bazen çocuğun ve kendi duygularımıza yer açma, bağlantı kurmak için de zaman ayırabiliriz belki…

Diğer bir konu son zamanlarda çok dillenen dikkat eksikliği konusu; İnci hanım bunu ‘içinizdeki baz istasyonu ile bağlantının kopması gibi bir durum’ şeklinde tanımladı. Şu meşhur dikkat testi üzerine konuştuk. İsterseniz siz de kendiniz deneyebilirsiniz. Bu videoyu izleyin ve izlerken beyaz tişörtlüler kaç kez basket topunu pas atıyorlar sayın ve sonra da bu yazının devamını okuyun.
15 doğru sayı, peki sizce videoda ilginç bir şey oldu mu ? Eğer gorili gördüyseniz dikkatinizin daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir konu ile ilgilenirken, aslında büyük resimden de kopmamak bu testin ana teması.
‘İyi de bunun çocuklarla ne ilgisi var derseniz?’ Dikkat zeka gelişimi için oldukça önemli bir konu. Dikkat bozukluğu olan çocukların konsantrasyonları zayıf olduğu için bir konuya yoğunlaşamama ve başarılı olamama gibi sorunlara yol açıyor.
Peki biz bu konuda ne yapabiliriz ? Örneğin bebeklikten bu yana çok fazla oyuncak yığını içinde kaybolmak neyle oynayacağını bilememeye, oradan da bir oyuncağa en fazla 1 dakika ayırmayı getirebiliyor. Eğer çocuğunuzun dikkat sürelerinin kısa olduğunu düşünüyorsanız bu süreleri artırmak için onu teşvik edebilir ya da destek olabilirsiniz. Şu yaş, şu kadar dakika dikkatini odaklar gibi bir tablo yok, çünkü her oyuncağın veya oyunun ilgiye göre dikkat süresi farklı olabilir.
Bu perspektifte çocuk bir oyuncağı bir kaç farklı amaç için kullanabilmeli. Oyuncağa bir fikir katıp örneğin oyuncağını çarşafın altına saklamalı, sonra bir bağlantı kurarak oradan hareketle çarşaftan kıyafet yapabilir vb. Burada önerilen sizin aklınızdakini onun aklındaki ile bağlantılandırabilecek, hep konuştuğumuz, nöronları çarpıştıracak içerikte bağlantı kurdurucu düşünceler yaratmak. Örneğin; kitap okumak, kitabın resimlerine bakarak hikayeyi çocuğunuzla beraber yeniden yazmak, canlandırmak, sence bu hikaye nasıl bitecek vb. merak ve ilgi soruları sormak.
Diyelim ki çocuğunuz kitap okumak istemiyor karıştırmak sayfaları geçmek istiyor, eline verin, incelemesi için ona zaman verin, sonar gel beraber okuyalım diyebilirsiniz. Dikkati artırmak için düşünce becerilerini geliştirebilmek, bir muhakeme ilişkisi kurmasını sağlamak, öncesini sonrasını konuşarak değerlendirmek kıymetli.
Merak ve öğrenme arasında ciddi bir ilişki olduğunu biliyoruz. Esra Sert dün yayınladığı yazısında çok güncel örnekler ile merak duygusunun nasıl teşvik edilebileceğine dair çok güzel hayatın içinden örnekler vermiş. Ebeveynlerin çocuğun merak duygusuna mutlak eşlik etmesi, gelen sorulara kısa cevaplar yerine, ona göstererek, yaşatarak hissettirerek ve eğlenerek cevapları verebilirsek çok daha kalıcı bir öğrenme durumu yaratmış oluruz. Çünkü merak körüklendikçe öğrenme motivasyonu da otomatikman artıyor.
Artık sıkça duyduğumuz aşırı anne-babalık hayatımıza kavram olarak girmiş durumda, bazıları buna çok bilmişlik de diyor.. ‘Her hangi bir konuda çocuğumuza bir kez izin verirsek kesin suyunu çıkarır’ yaklaşımı bu. Esneklik iş dünyasına özellikle son beş yıl içerisinde girmiş, mülakatlarda aranan bir kriter olarak hayatımızda yerini almış bulunuyor. Yanlış anlaşılmasın çocuklar iş bulsun diye esnek olamalılar konusu değil bu, bir ölçü esnek olmaları hem özel hem iş hayatlarında duygusal dengelerini kurmaları, belli ölçüde tolerans kazanımını da sağlayacak bir durum.
Sonuç olarak bu konuda vermemiz gereken mesaj; olaylar esneyebilir ama kırılmaz mesajı. Zeka, empati, dikkat üçlemesinin iyi çalışabilmesi için çocuğun karşısında her zaman tutarlı anne-baba olmalı, ama aynı zamanda da ara sıra esnek olabilmeliyiz. Çocuğunuz sizinle beraber uyumak istiyorsa arada bir bunu yapmasına izin verebilirsiniz; beraber uyusak ne güzel olurdu, bence bunu arada bir yapalım, hafta sonu böyle yapalım mı ne dersin ? dediğinizde ’aa o da bunu istiyormuş mesajı’ gider. ‘Bugün değil ama hafta sonu olacak’ diye sevinir. Evet bu benim için de zor ve meşakkatli bir konu ama denemeye değer..
Son söz olarak İnci hanımın yönlendirmesi; ‘çocuğunuzla mutlaka hayali oyunlar oynayın’ oldu. Zeka gelişiminin ve yaratıcılığın en önemli gelişim alanı hayali oyunlar oynamak, role play’ler yapmak, kılık değiştirmek vb. oyunlardır.
Daha önce yazılarımda bahsetmiştim. Oyun anlayışımı başlı başına değiştiren iki konuNorton Byron Oyun terapisi eğitimi ve Çılgın Anne’yi takip etmeye başlama anımdır. Çocuğun dünyasına girmek, orada var olmak ve hayali oyunlar oynamak konusu çok ama çok önemli ve kıymetli bir bilgi..

Sevgili anne ve babamız ve değerli öğretmenlerimiz, hepimiz bir bireyiz ve hepimiz bir birimizden farklıyız. Her ne kadar aynı amaçlara güdülenmeye çalışsakta her birimizin aynı duygusal durumlar karşısında verdiğimiz tepkiler bir birinden farklı. Sanırım bizi zenginleştiren ve birçok buluşun, sanat dalının ve teknolojinin ortaya çıkmasındaki temel etmen de bu farklılıklardır. Bazılarımızın umursamadığı olaylar bazılarımız için çok önemli olabiliyor. Bunun için lütfen bizi bireysel özelliklerimizi dikkate alarak değerlendirin ve asla dinlemeden yargılamayın. Anlayın demiyoruz, sadece empati kurup bizi anlamaya çalışın diyoruz. Bu bile bir çok şeyin başlangıcı olacak bizim için.

Evet sizi anlıyoruz, biz sizin en değerli varlıklarınızız. Hepinizin bizden bir beklentinizi var. Çoğunuz İyi bir üniversiteye gidip, doktor, mühendis, avukat, vali, kaymamakam olmamızı istiyorsunuz… Ama acaba biz bunu istiyor muyuz?. Bizim yeteneklerimizi bu yönde mi? Sanki aşamadığınız “olamamışlık” ya da “içinde kalma” sendromlarını yaşıyorsunuz gibi geliyor bize!!! Ne olur sizin yaşınıza geldiğimizde biz de bu sendromu yaşamayalım. Olur mu? Biz mutlu olacağımız işi yapalım. Unutmayın günde 8-10 saatimizi harcayacağımız işimizde mutlu olursak eşimiz, çocuklarımız da mutlu olacak. Zaten hayat ne kadar uzun olabilir ki…

Ne olur bizi yeteneklerimiz doğrultusunda destekleyin ve yönlendirin. Ama öce bizi keşfedin… aslında anahtar kelime bu keşfetmek… Böylece bir çok duygusal ve psikolojik sorunumuzun önüne geçeceksiniz. Ne olur güvenin bize. Bırakın hata yapalım. Çünkü hata yaptıkça öğreneceğiz doğruyu.

Sebepsiz yasaklar koymayın önümüze. Önce anlatın. Açıklayın. Siz örnek olun bize. Bırakın sorgulayalım, hazmedelim, kabul edelim. Biz zaten o zaman o hataları yapmayız.

Sevgili ebeveynlerim farklıyız dediysek, hepimiz aynı zamanda insanız. Çoğu duygularımız da bir birine benzer aslında… Kırılırız, endişeleniriz, düşünürüz, aşık oluruz, hayal kırıklığı yaşarız, korkarız, bazen güvensizlik hissederiz, yalnız kaldığımızı düşünürüz. Bazılarımız kendini ifade edemez. Bazen dünyanın merkezindeyizdir. Bazen Kaf dağının tepesinde, bazen en yakışıklı ve güzel bizizdir. Bazen en çirkin… Ama inanın diğerlerinden daha iyi yapabildiğimiz bir şeyler vardır mutlaka. Sizden yardım istediğimiz de ne olur bize yardım edin. Ama yalnız kalmak istediğimiz bırakın bizi. Biz baş edelim duygusal çöküntülerimizle. Bunu yapmayı öğrenelim. Kızmayın bize. Yoksa yalan söylemek zorunda kalıyoruz. Aslında biliyoruz yalan söylemek çok kötü bir şey. Ama bu kadar yoğun duygunun içinde bir de sizin kırgınlıklarınız çok ağır gelecek hepimize.

Bu yüzden aşağıdaki konuları okuyun ve bizi anlayın. Biz sizi çok seviyoruz. Olumlu duyguların ya da beğenilen duyguların bireyde yerleşik olması istenilen bir durumdur. İstenilmeyen, bireyin olumsuz davranışlara yönelmesinin kaynağı olan duygulardır. Bu duyguların bireyde yerleşik olması, yoğunluğu oranında bireyi istenmeyen davranışlara iter. Bireysel ayrılıklara yönelten, istenilmeyen duygular nelerdir?
– Aşağılık Duygusu
– Kaygı
– Huysuzluk (ters olma),
– Saplantı, takma,
– Aşırı Duygusallık,
– Duygusal Hamlık,
– Kabadayılık,
– Psikosomotik Rahatsızlıklar

Çocuğunuz okul hayatındaki başarısında veli-öğretmen diyaloğu son derece önemlidir. Öğretmenle etkili bir diyaloğun oluşturulabilmesi öncelikle veliye bağlıdır. Çünkü öğretmenin her bir veliyle tek tek görüşmesi, ilgilenmesi zordur. Ancak toplantı yaptığı zaman velilere toplu halde seslenme şansı elde eder. Bu nedenle ebeveynlerin toplantıları bir fırsat olarak görmeleri, katılmayı ihmal etmemeleri gerekir. Bunun haricinde çocuğunuzun okuldaki başarı düzeyi ve öğrenme hızı hakkında bilgi edinebilmek, bu konuda sizin üstünüze düşenleri öğretmenle paylaşabilmek için dönem boyunca öğretmenle yüz yüze görüşmek çok önemlidir.

Çocuğun öğretmeniyle iyi bir iletişim kurabilmesi için anne-babaların şu noktalara dikkat etmesi gerekir:

< Öğretmene çocuğunuzla ilgili bildiğiniz her şeyi anlatın. Onun çocuğunuzu tanımasına yardımcı olun.
< Öğretmene aile yaşantınızla ilgili bilgiler vermenizde fayda var. Örneğin kaç çocuğunuzun olduğu, evinizin mülkiyeti, babanın ne iş yaptığı, annenin çalışıp çalışmadığı gibi konular öğretmenin öğrencisinin nasıl bir ortamda yetiştiğini, hangi davranış kalıplarını kullandığını fark etmesine yardımcı olur.
< Çocuğunuzu sürekli öğretmenle korkutmayın. Aksi takdirde çocuğunuz öğretmeniyle aynı ortamda bulunmak istemeyecek, okulu ve sınıfını korkup kaçılması gereken bir yer olarak görecektir.
< Çocuğunuza öğretmeni hakkında güzel şeyler söyleyin. Öğretmenin onu çok sevdiğini ve onun da öğretmeninden çok şey öğreneceğini telkin edin.
< Çocuğunuzu okulda ziyaret edin. Öğretmeniyle görüşmek için mutlaka toplantı günlerinin gelmesini beklemeyin. Çocuğunuzun başarısı, derslere ve arkadaşlarına uyumu hakkında bilgi edinmek için belirli aralıklarla okula gidin ve uygun zamanlarda, örneğin teneffüslerde öğretmenle görüşün.
< Okuldaki sosyal ve sanatsal faaliyetler hakkında bilgi edinin ve çocuğunuzun bunlara katılmasını sağlayın.
< Çocuğunuz okula uyumuyla ilgili bir problem yaşıyorsa durumu okul idaresiyle görüşüp diğer görevlilere de danışmaktan çekinmeyin. Okulun rehberlik hizmetleriyle iletişime geçmek bu konuda yararlı olacaktır.

Çocuğunuzun Başarısı İçin Pratik Uygulamalar

< Okul öncesi dönemde çocuğunuzun yaşına uygun görevler verin. Bu sorumluluk bilincinin ve özgüvenin gelişmesini sağlar.
< Başarılı kişilerin hayat hikayelerini onun anlayacağı bir dille anlatın.
< Verilen bir görevi tamamladığında aşırıya kaçmadan onu tebrik edin. Bir şeyler başarmış olmanın keyfini yaşatın ona.
< Ona olduğundan daha küçükmüş gibi davranmayın.
< Çocuğunuz okul başarılarını ödüllendirin.
< Başarısız olduğu durumlarda küçümsemek, ayıplamak ya da kınamak yerine ona cesaret verin. Her durumda onun yanında olduğunuzu hissettirin.
< Öğretmeniyle irtibata geçmeyi ihmal etmeyin.
< Öğretmenin çocuğunuz hakkındaki tespitlerini dikkate alın.
< Çocuğunuzun da sizin gibi strese girebileceğini unutmayın, onun psikolojik durumunu takip edin.
< Huzurlu bir aile ortamı oluşturmaya çalışın. Sevgi ve saygının önemini ona en iyi bu ortamda öğretebilirsiniz.
< Çocuğunuzun derslerine destek olun. Ödevlerini yapıp yapmadığını, onu sıkmadan ve sorgulamaya kaçmadan kontrol edin.
< Okuma alışkanlığı kazanması için çocuğunuzu motive edin. Onun yanında kitap okuyun. Ona resimli ve renkli, ilgisini çekeceğini düşündüğünüz konuları anlatan kitaplar alın.
< Okulu basit bahanelerle aksatmasına izin vermeyin.
< Onun sorunluluklarını yerine getirmesini istiyorsanız, ona örnek olması açısından öncelikle anne ve baba olarak siz üzerinize düşen görevleri aksatmadan yapın.
< Çocuğun okulu ile ilgili anlattıklarını dikkatle dinleyin. Söyledikleri hakkında ona sorular sorun, yorumlarda bulunun. Anlattıklarına kayıtsız kalırsanız, sizinle bir daha kolay kolay paylaşımda bulunmayacak, duygularını içine atmaya başlayacaktır.
< Öğretmenin dersler için istediği araç ve gereçleri çocuğunuzla birlikte alın. Bunların dersi daha iyi anlaması ve dersin daha zevkli hale gelmesi için gerekli malzemeler olduğunu makul bir dille anlatın kendisine.
< Okula gitmeden önce çocuğunuzun mutlaka kahvaltı etmesini sağlayın. Bu, hızlı bir büyüme ve gelişme çağındaki çocuğun gelişimi için çok önemlidir. Ayrıca aç karnına okula gitmesi zihinsel faaliyetlerini yavaşlatacağı gibi, derse konsantre olmasını da engeller.
< Çocuğunuza düzenli olarak harçlık verin; ama ihtiyacı olan miktarı aşmamaya çalışın.
< Veli toplantılarına mutlaka katılın.
< Çocuğunuzu arkadaşları, komşularınızın ya da akrabalarınızın çocuklarıyla karşılaştırmayın. Bu, küçük yaşlarda özgüveninin zarar görmesine neden olur.

ANNE – BABALARIN DİKKATİNE!

1. Çocukta başarısızlığın bir utanç olduğu hissini uyandırmayın. Ona hayatın çeşitli evrelerinde her insanın başarısız olabileceğini, çalışarak ve sevdiklerinden destek alarak bu durumun aşılacağını izah edin.
2. Çocuğunuz bir suç işlediğinde onu aşağılamayan; hatayı niçin yaptığını anlatmasına fırsat tanıyın.
3. Neyin, neden yanlış olduğunu ona tatlı bir dille ifade edin.
4. Her çocuğun bir öğrenme süresi ve algılama kapasitesi vardır. Çocuğunuz bununla ilgili sorunlar yaşıyorsa ona zaman tanıyın ve belli konulardaki eksikliğini kişiliğine dayandırmayın.
5. Ödevlerini yapmakta zorladığında ona destek olun, yalnız olmadığını hissettirin; ama onun yerini alıp ödevlerini yapmaya kalkışmayın. Ödevlerini gayret etse de düzenli ve doğru olarak yapamadığını düşünüyorsanız bu durumu öğretmeniyle paylaşın.
6. Çocuğunuzu hiç kimseyle kıyaslayıp küçük düşürmeyin. Arkadaşlarıyla rekabet etmesi konusunda koşullandırmayın.
7. Çocuğunuzun sağlığıyla yakından ilgilenin. Gözlerindeki bir bozukluktan dolayı tahtayı göremiyor, bedenindeki herhangi rahatsızlık nedeniyle dersi takip edemiyor olabilir. Sağlık durumu konusunda şikayeti olup olmadığını kendisine sorun, gerekli tedavileri ihmal etmeyin.
8. Çocukta hedef ve amaç duygusu uyandırın. Ev içinde ona çeşitli görevler verebilir, kendisine amaçlar belirlemesine yardımcı olabilirsiniz.
9. Çocuğunuzun ilgi alanlarını fark etmeye çalışın. Yeteneklerini takip edin, yönlendirin ve geliştirin.
10. Okula giriş-çıkış saatlerini takip edin. Arkadaş çevresini tanıyın.
11. Okulun kütüphanesinden yaralanmaya teşvik edin.
12. Okul araç-gereçlerini dikkatli kullanmasını sağlayın.
13. Onun iyiliği için çalıştığınızı ve onun için en iyi olanı arzuladığınızı kendisine hissettirin.
14. Anne ve babadan sadece birinin desteği yarım bir aile desteğidir. Her ikisinin de çocuklarına sevgi ve ilgi göstermeleri gerekir.
15. Sürekli olarak “Ders Çalış!” şeklinde uyarılarda bulunmayın. Ona ders çalışacağı bir mekan oluşturmaya çalışın. Herhangi bir konuyu öğrenmenin kendisine neler kazandıracağını anlatın.
16. Ders dışında oyun ve eğlenceye de zaman ayırmasını sağlayın. Belirli zamanlarda arkadaşlarıyla vakit geçirmesini engellemeyin.
17. Okul ve öğretmenle ilgili olumsuz görüşlerinizi çocuğun yanında dile getirmeyin.
18. Çocuğunuzun okul dışındaki arkadaşlarını tanıyın.
19. Başarılarını takdir edin ve ödüllendirin. Olumsuz yönlerini cezalandırmaktan çok olumlu yönlerini ödüllendirmeye giderseniz tüm davranışlarını olumluya çevirmeye yönelecektir.
20. Çocuğun yanında anne-baba olarak kesinlikle şiddetli tartışmalara girmeyin.
21. Azarlama, aşağılama çocuğun kendine olan özgüvenini yaraladığı gibi anne ve babasına olan güvenini de olumsuz etkiler.Öyleyse çocuğunuz için “istenmeyen” kişi olmak istemiyorsanız ona sevgiyle yaklaşın ve her zaman yanında olduğunuzu hissettirin.

İlk gün çocuk heyecan ve umut dolu beklentilerle uyanır, okula gitmeye hazırdır. Diğer yandan belki anne baba da onun kadar heyecanlı olabilir ve çocuğunun yaşamının bu yepyeni evresine adımını atarken, karmaşık bir duygu yoğunluğu yaşar.Çocuğu okula hazırlamak için alınan önlemlere rağmen ilk gün gözyaşları epey yaygındır. Dönemin başladığı gün ana babaları tarafından ilk kez sınıflarına götürüldüklerinde her zaman ağlayan birkaç çocuk olur. Bu, kaygılanmayı gerektirmeyen, son derece normal bir tepkidir. Okulun ilk günü çocuğun ana babadan ayrılırken güçlük çekmesiyle, daha sonraki psikolojik ve eğitimsel gelişimi arasında bir ilişki yoktur.

ANNE BABAYA NOT:
Birlikte evden çıktığınızda, çocuğunuza sakin, gerginlikten uzak ve mutlu görünmeye çalışın. Okul başlangıcının, her ikinizin de yaşamında belli bir çağın artık sona erdiği anlamına geldiğini fark ettiğinizde yaşayabileceğiniz strese karşın, herhangi bir kaygı belirtisi göstermemeye özen gösterin.
Çocuğunuz onu bıraktığınız anda tedirgin görünmeye başlarsa, kendini iyi hissedeceğini, her şeyin yolunda gideceğini ona anımsatın. Diğer çocukların dostça davranacaklarını, öğretmenin onun kendi sınıfında olmasını sabırsızlıkla beklediğini söyleyin ve okul biter bitmez onu almaya geleceğinizi yada servis aracına bindireceğinizi özellikle belirtin. Endişesini, sıkıntısını artıracağı için kaygılandığınızı ve üzüldüğünüzü belle etmemeye çalışın.
Araştırmalar, beş ilkokul çocuğundan dördününü okulun ilk günü sınıfta gerginlik yaşadığını göstermektedir.
Çocuğunuz, istese de istemese de ayrılacağınız ve gözyaşlarının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini kesinlikle anlamak zorundadır. Eylem palanınıza başından sonuna kadar bağlı kalmaya kararlı olun. Ancak bunun tersine davranan ve çocuğa olumsuz bir uyarıcı oluşturan ebeveyne rastlanmaktadır. Örneğin, aşırı kaygısı nedeniyle bir bütün yılını çocuğun okulun karşısındaki pastanede geçiren bir anne örneğimiz bulunmaktadır.
Sınıfın kapı eşiğinde bekleşerek gereksiz yere oyalanmayın. Çocuğunuz üzgün görünse bile hemen oradan ayrılın, sonradan kendini iyi hissedecektir. Öğretmenin çocuğunuzu gördüğünden emin olun, onunla vedalaşın ve sonra okuldan ayrılın. Siz yanında olmasanız da çocuk stresiyle başa çıkabilecek ve birkaç dakika içinde ağlaması duracaktır. Çocuğunuz okulun ilk günü oldukça sakin ve güvenli görünüyorsa, bu onun okula çok iyi hazırlanmış olduğunun göstergesidir.
Okulun ilk günü çocuğunuzdan ayrılırken uygulanacak eylem planı şöyle özetlenebilir;
Çocuğunuzu okulla ilgili olarak önceden bilgilendirin ve okulu gezdirin.Güven verin, rahatlatın. Yanında olmadığınızda onun mutlu eve rahat olacağına ilişkin ona güven verin. Sakin kalmaya çalışın. Kaygı, özellikle ebeveynle çocuk arasında bulaşıcıdır. Çocuk kaygı duyduğu, canı sıkıldığı her durumda ne kadar endişelendiğinizi anlamak için size bakacak ve endişeli olduğunuzu gördüğünde, bu kendi korkularının yerinde olduğunu doğrulayacaktır. Bu nedenle, ne kadar tedirgin, gergin olursanız olun, dışarıdan bakıldığında sakin ve rahat görünmeye çalışın. Okul çıkışı onu tam zamanında alacağınızı ya da servise bindireceğinizi, evde mutlaka karşılayacak bir kişinin olduğunu ona açıklayın. Özellikle kaygılı çocuk, annesinin evde kendisini karşılamayacağı düşüncesiyle okula gitmek istemeyebilir. Bu yapıdaki bir çocuğun bir kez kapıda kalması okul fobisini tetikleyen bir neden olabilir. Vedalaşma uzun sürmemelidir. Gerekirse çok kısa bir süre sınıf arkadaşlarından bazıları ile tanışın ve ders programını inceleyin. Kuşkusuz anaokulu deneyimi olan çocuklar tüm bu aşamaları daha kolay aşacaklardır. Özellikle aşırı koruyucu ailelerde büyüyen tek çocukla, okulöncesi eğitimi görmemiş olan çocukların “okula başlama” dönemindeki uyum süreleri uzayabilir. Eve geldiğinde okulda yaşadıklarıyla ilgili onunla konuşun. Her okul dönüşü eğer isterse olan biten her şeyi size anlatmasına izin verin. Bu, çocuğunuzun okul yaşamına duyduğu ilgiyi pekiştirmek için en iyi yoldur ve okula karşı duyması gereken hevesin, öğrenme isteğinin gelişmesine yardımcı olur. Ne var ki, okul çıkışı hem fiziksel hem de duygusal olarak çok yorgun olabileceğini ve tüm ayrıntıları hemen anlatmayı istemeyebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Sabırlı olun, onu eve götürün, içecek ve yiyecek bir şeyler verin ve sonra kendi istediği zaman gününü size anlatmasına izin verin.
Bir sonraki gün için çocuğun giysileriyle, çantasının önceden hazırlanmış olması, ertesi sabahın telaşlı geçmesini önler. Çocuk birkaç hafta içinde bu düzene yavaş yavaş uyum sağlayacaktır ve zamanla, sabahları onu okula hazırlarken daha az zaman harcadığınızı fark edeceksiniz. Yeterince erken yattığı (uyandığında yorgun olmaması için) ve erkenden uyandığı sürece sabah hazırlıkları gerginlikten uzak olacaktır.

TANIM:

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bireyin yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe (impulsivite) ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren bir psikiyatrik bozukluktur.

ÖZELLİKLER:

DEHB’in (Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) temel özelliği, kalıcı ve sürekli dikkatsizlik belirtileri ve yerinde duramama diye nitelenen aşırı hareketliliktir. Yürümeye yeni başlayan bir ya da iki yaşındaki bir çocuğun çok hareketli olması gelişimsel olarak beklenen bir durumdur. Ancak on bir yaşındaki bir çocuğun sınıfta 10-15 dakika bile yerinde oturamaması gelişimsel olarak olağan karşılanmamaktadır. Yine de bir yıl içinde sadece birkaç gün aşırı hareketli olan çocuğa bu tanı konulamaz. Tanı koyma aşamasında belirtilerin birden çok ve çeşitli olması beklenmekte, sadece unutkan olmak yada arkadaşlarına dürtüsel davranmak tanı için yeterli kabul edilmemektedir.

DEHB tanısı için çocuğun gelişim süreci, tıbbi özgeçmişi, DEHB’in ailedeki geçmişi, eğitimsel özgeçmiş, sosyo-ekonomik ve psikolojik özellikler, çocuğun ve velinin birlikte gözlenmesi, test ve ölçeklerin uygulanması başlıca ele alınan konulardır.

DEHB’li çocukların büyük çoğunluğu aynı özellikler göstermesine rağmen, tedavi boyutunda bireysel özellikleri nedeniyle yapılacak etkinlikler farklılık gösterir.

DEHB’i olan çocuk çoğunlukla birinci çocuktur. Aşırı konuşkan ve gürültücü bu çocukların anneleri de normalden daha konuşkandır. Annelerinin yaşları ortalamadan küçüktür. Aile içinde bu problemin görülme sıklığı normal populasyona göre daha fazladır. Anne babalarında alkolizm, psikopati ve depresyon daha sıklıkla görülür. Boyu ve kilosu yaşına göre ortalamanın altındadır. Acıya dayanıklılık görülebilir. Titizliği ve takıntıları vardır (obsesif-kompulsif tepkiler). El yazısı bozuktur. Sınıfta kalma oranı normal çocuklara göre iki-üç kat daha fazladır. Santral sinir sistemi daha az gelişmiştir (EEG’de yavaş dalga faaliyetleri görülmektedir). Bireysel olarak uygulanan IQ testlerinde bilişsel gelişim olduğundan daha düşük görülmektedir, Bunun nedeni zihinsel gelişim için gerekli odaklanma eksikliği ve zihin tembelliğidir. Erkeklerde aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri daha çok görülmekte iken, kızlarda dikkatsizlik daha çok görülmektedir.

Bir yandan çocukluk dönemleri boyunca yaramaz olarak nitelenip davranış bozuklukları yanlış değerlendirilmekte ve önemsenmemektedir. Diğer yandan her yaramazlık davranışı hiperaktif bozukluk demek değildir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Konusunda Doğrular ve Yanlışlar:

DEHB’ nin, (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) nörobiyolojik bir temeli vardır ve bu yüzden DEHB’ li çocuklar yalnızca tıbbi tedavi görmelidir. İlaçla tedavi gören DEHB’li çocukların %70-80’ninde belirtilerde azalma görülmektedir. Ancak belirtilerde azalma olması bozukluğun ortadan kalkması ile eş anlamlı değildir. İlaçla tedavi çocuk psikiyatristi gerek görüyorsa sözkonusu olmalıdır. Bunun yanı sıra davranışsal ve akademik gelişme sağlanması için psiko-eğitimsel yardımlara gereksinimi vardır. Aksi takdirde ilaçla tedavi amacına ulaşmamaktadır.

DEHB gerçekte mevcut değildir, bu durum çocuklarını disipline edemeyen anne babaların hatasıdır. Bilimsel araştırmalar DEHB’in biyolojik temelli bir bozukluk olduğunu ortaya koymaktadır, ancak nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Davranış denetlemek için beyin tarafından kullanılan nörotransmitterlerin dengesizliği ve merkezi sinir sistemindeki anormal glikoz metabolizmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

DEHB temel olarak kötü ana babalıktan ve disiplin eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve bütün DEHB’ li çocukların gerçekte ihtiyaç duydukları şey böyle yapmacık tedaviler değil eski tarz bir disiplindir. Bazı anne babalar çocuğun yanlış davranışının onun ahlaki bir sorunu olduğunu düşünürler zaman zamanda kendilerinde kabahat bulurlar. Tıbbi bir müdahale uygulamadan sadece disiplin yöntemleri uygulamanın DEHB’li çocuğun davranışını iyileştirmekten ziyade iyice kötüleştirdiğini gösteren aile etkileşim araştırmaları vardır.

DEHB yanlış tutumlar sonucu oluşur. Zayıf beslenme, şeker, katkı maddeleri, olağan ölçülerde kurşun, olumsuz ana baba tutumu DEHB’ e yol açmaz. DEHB genetik ve biyolojik temellidir. Bununla birlikte anne babaların davranışları çocuğun DEHB davranışlarını denetleme becerilerini etkileyebilir. Ayrıca bazı araştırmalar hamileyken alkol ve uyuşturucu almanın DEHB’ e yol açabileceği konusunda örnekler sunmuştur.

DEHB’ li çocukların akranlarından farkı yoktur. Her çocuk dikkatini sürdürmede ve yerinde oturmada güçlük çeker. DEHB özellikleri 3-7 yaş arasında başlamışsa akranlarına göre belirtileri çok fazla ve şiddetli yaşıyorsa, birçok ortamda aynı belirtiler varsa, davranışlar çocuğun akademik ve sosyal hayatında önemli bozulmalara yol açıyorsa tüm çocuklarda olduğu söylenemez.

Çocuklar büyüdüklerinde DEHB kaybolur. DEHB sadece çocuklarda bulunmaz, bazı araştırmalar DEHB’in yaşam boyu sürebileceğini göstermektedir. DEHB tanısı konulan çocukların %70-80’ i gençlik dönemlerinde bu belirtileri sürdürmektedir. %30-65’ lik kısmının ise yetişkinlikte tüm klinik belirtileri sürdürmeye devam ettiği görülmektedir. Eğer tedavi edilmezlerse DEHB’li bireyler madde bağımlılığı, depresyon, akademik başarısızlık, mesleki sorunlar ve evlilik sorunları yaşayabilirler. Uygun olarak tedavi edildiklerinde DEHB’li pek çok birey üretken bir yaşam sürebilir.

DEHB’ li çocuklar sürekli pekiştirilmeyi isterler. Hatta diğer öğrencilerden daha çok olumlu pekiştirmeye ihtiyaç duyarlar. Tek başına olumlu pekiştirme davranışı kazanma ve sürdürmede yeterli değildir, üstelik sürekli pekiştirme gerçek hayat ortamlarında uygulanabilir değildir.

DEHB’ li bütün öğrenciler özel eğitim hizmeti almalıdır. Çocuğun eğitimiyle ilgili önemli aksaklıklar ve bu konuda istek varsa özel eğitim gerekebilir.

DEHB’ li çocuklar davranışlarından dolayı sorumluluk almak yerine sadece özür dileyip bahane bulmayı öğreniyorlar. Tedavinin psiko-sosyal yönü bu tür sorunların önüne geçmek içindir. Psikolojik danışmanlar öğretmenler ve hekimler, çocuklara DEHB’in üzerinde çaba harcanması gereken zor bir durum olduğunu bir özür yada kabahat olmadığını öğretirler.

DEHB hayali bir rahatsızlıktır, aslında böyle bir hastalık yoktur. Yüzyılın başından beri yapılan araştırmalar, dürtü kontrolünde zorluk ve hiperaktivite gösteren bireylerin varlığını nesnel olarak göstermiştir.

DEHB’ li çocukları tümü öğrenme güçlüğüne sahiptir. DEHB’ li çocukların %10-33 ‘ü aynı zamanda öğrenme güçlüğüne sahiptir.

DEHB’ li öğrenciler normal sınıflarda öğrenim göremezler. Öğretmen uygun düzenlemeleri yapar ve sınıf süreçlerini yapılandırırsa, bu çocukların yarıdan fazlası normal sınıflarda öğrenim görebilir.

DEHB’ i olan çocuğun her istediği yapılmalıdır. Bu tür bir yaklaşım bu çocukların dürtüsel davranışlarını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz. DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılığa yol açar. Bu ilaçların uygun kullanımı alışkanlığa yada bağımlılığa yol açmaz.

DEHB’in tedavisi için kullanılan ilaçlar zeka geriliği ve kısırlık yapar. Bu tür düşünceler bilimsel desteği olmayan görüşlerdir. Bu ilaçların çocukları genel olarak yavaşlattığına ilişkin araştırma bulguları olmakla birlikte zeka geriliği ya da kısırlık olması mümkün değildir.

Uyarıcı ilaçlar almanın DEHB’li çocuklarda kalıcı herhangi bir davranışsal ya da eğitimsel yarar sağladığını hiç bir araştırma göstermemiştir. Araştırmalar uyarıcı ilaçlarla yapılan tedaviden DEHB’li çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin fayda sağladığını göstermiştir.

Öğretmenler yeterince çaba gösterirlerse uyarıcı ilaçlardan daha etkili sonuçlar alınabilir. Çok modelli araştırmalar bu düşüncenin yanlış olduğunu göstermektedir.Çocuklarda yada yetişkinlerde DEHB’i teşhis etmek mümkün değildir. Bilimadamları henüz DEHB’in teşhisine yönelik tek bir test geliştirememiş olmasına rağmen, açık seçik tanılayıcı kriterler geliştirilmiştir.

Öğrenmemizi etkileyen belli başlı faktörler, zeka seviyesi, ilgiler ve meraklar, öğrencinin başarı arzusu, sınıfların kalabalıklığı, öğrenilen konunun zor olup olmaması ve konunun sunuluş biçimi, öğretmenin kalitesi, öğretmenin öğretim yöntemi ve nihayet ders çalışma yöntemleridir. Bir dersi en iyi şekilde öğrenmek için o dersi düzenli aralıklarla çalışmanın mı, yoksa sınavdan önce topluca çalışmanın mı öğrenmeyi kolaylaştırdığı sorusu sorulabilir.

Düzenli olarak yapılan çalışmada edinilen bilgilerin daha akılda kalıcı olduğu, topluca çalışılarak elde edinilen bilgilerin ise akılda tutulmadığı söylenebilir. Ders çalışırken neyi nereye kadar öğrendiğimizden haberdar edilmemiz öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle ders kitaplarında her bölüm sonundaki soruların cevaplandırılması, o konu hakkındaki bilgi seviyemizi öğrenmemize yardımcı olacaktır.

Önceki konuların öğrenilmesi, sonraki konuların öğrenilmesini basitleştirmektedir. Beş duyu organımızın katıldığı öğrenme durumları, öğrenmenin en etkin olduğu durumlardır. Bu nedenle “yaparak ve yaşayarak” edinilen öğrenme tecrübeleri, en kalıcı bilgileri sağlar. Okuduğumuz konuların kendi kelime ve cümlelerimizle ve sesli olarak tekrarlanması öğrenmemizi kolaylaştırır. Çalışma sırasında konuların özetinin çıkarılması, hatırda tutmayı kolaylaştırmakta ve konunun bütününü görmemizi sağlamaktadır.

Öğrenci, öğrenme sırasında kullandığı yöntemlerle öğrenmeyi basitleştirebilir veya zorlaştırabilir. Ders çalışma yöntemi veya alışkanlığı okul başarısını etkileyen belirleyici özelliktir. Aynı şartlarda olduğu halde, etkin ders çalışma alışkanlıklarına sahip bir kısım gençler diğerlerine göre daha başarılı olmaktadırlar. Faydalı ve verimli ders çalışma alışkanlıkları her öğrenci tarafından öğrenilebilir ve okuldaki başarı arttırılabilir.

Çocuklarımızın kendi yaşam sorumluluklarını kendilerine vererek hareket edebilmelerinde belki de en çok üzerinde durulması gereken konu özgüven gelişimidir.

Kendine güven kavramının temelinde yer alan pek çok beceri çocuklarımızın güçlü, kararlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşır.

Özgüven çocuklarda kişisel gelişimden, duygusal ve sosyal gelişime kadar yaşamın her anında etkili olan bir kavramdır.

Anne-babaların çocukların yaşam boyu ihtiyacı olacak gücü onlara kazandırma ve çocuklarının gelişimlerini olumlu yönde destekleme görevleri vardır.

Anne –baba ve eğitimciler olarak bizlerin de çocuklarımızın yaşamlarının güç kaynaklarını destekleyerek onları yaşama hazırlama konusunda bilinçlenmeye ve kendimizi geliştirmeye ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız dünyada artık her yeni olay, her yeni durum çocuklarımızı geleceğe daha donanımlı hazırlamamız konusunda bizlere yeni görevler veriyor.

Bütün bu amaçlar doğrultusunda çocuklarımızın geleceklerini daha verimli ve daha olumlu hale getirebilmede özgüven becerisinin önemi büyüktür. Artık herkes tarafından biliniyor ki, okullarda öğrenme zorluğu yaşayan, başkaları tarafından yanlış şekilde yönlendirilen kişilerin bir çoğunun temel sıkıntısı özgüven eksikliğidir. Çocuğunuzun özgüveni artırmak için;

Ona , onu sevdiğinizi söyleyin, onu kucaklayın, dünyada tek ve özel olduğunu hissettirin.

Onu başkalarıyla kıyaslamayın.

Çabalarını övün , başarılarını fark edin yüreklendirin. Çabalarından etkilendiğinizi bildirin.

Yapamadığı veya başaramadığında ona karşı anlayışlı ve merhametli olun.

Ailenin bir üyesi olduğunu kendisine hissettirin.

Ona yaşının ve becerilerinin doğrultusunda görevler ve sorumluluklar verin.

Farklı kurs ve etkinliklere yönlendirin hobiler edinmesine yardımcı olun.

İletişiminiz güçlü olsun, açık ve net bir iletişim kurun

Ve onu dinleyin, sizinle bir şeyler paylaşmak istediğinde dikkatle gözlerine bakarak onu anladığınızı ifade edin.

Duygularını paylaşması için izin verin. Onun düşünce ve duygularınızı ne kadar önemserseniz O’da sizin sözlerinizi o kadar önemseyecektir. Unutmayın!